>>dakid

blood, sweat and tears.

Qb Olarak İlk Maç

Yazan: aycanayhan Ekim 30, 2009

tatankalar_eagles
28 Ekim çarşamba günü Sakarya Tatankaları ile hazırlık maçı yapmak üzere Sakarya’daydık. 2009-10 sezonuna hazırlanmamız, yeni oyuncuların performanslarının yanısıra, takımın genel durumunu da görmemiz açısından iyi bir hazırlık maçı oldu. Maçın hava koşullarının son derece elverişsiz olduğu bir havada, sağanak yağmurda, yapılmış olmasına rağmen maç oldukça keyifliydi. Sezon başında mevkim değişmiş, koçlar benim quarterback olmama karar vermişlerdi. Bu maç da qb olarak ilk maçımdı. Antrenmanlarda çalıştığımız birkaç taktik ile, daha önceden seçtiğim birkaç oyunu uygulamaya çalıştık. %60 oranında da başarılı olduğumuzu düşünüyorum. Hava oldukça yağmurlu olduğu için pek pas oyunu oynayamadık. daha çok koşu oyunları denemek zorunda kaldık.
14-6 üstünlüğümüz ile sonuçlanan maç bizim için çok iyi bir hazırlık maçı oldu. Gerek çaylaklara tecrübe olması açısından, gerekse benim qb olarak ilk maçım olması açısından iyi oldu. Eksiklerimizi gördük, telafi edilecektir mutlaka. Ayrıca Sakarya’da bizi gayet misafirperver bir şekilde ağırlayan Tatankalar’a teşekkür ederim. Umarım bu hazırlık maçının tekrarı olur. Durmak yok, “go Eagles go”.

Yazı kategorisi: dakid misali | » yorum bırak;

Biri QB mi dedi?

Yazan: aycanayhan Eylül 18, 2009

yeditepe eagles

Yeditepe Eagles olarak 2009-10 sezonunu geçen hafta cuma günü yapmış olduğumuz antrenman ile açtık. Birkaç gün önce de bir takım toplantısı yapılmış ve alınan kararlar oyunculara bildirilmişti. Bazı mezun olan oyuncular olmasına rağmen takımın sezon başındaki kadrosuna baktığımda gayet iyi durumda olduğunu gördüm. Özellikle hem kulüpte hem de Eagles’da oynayan bazı oyuncuların ( Kaan,Bombeli,Mert ) artık kulüplerinde oynamayacak, sadece Eagle olacakları haberini almam beni oldukça mutlu etti. Neden diye soracak olan varsa rakip takımın D-Line’ına geçsin birkaç oyun =). Antrenmanlara erken başlamamız ve baştan işi sıkı tutmamız bize başarıya giden yolda karşılaşacağımız zorlukların üstesinden gelmede oldukça yardımcı olacaktır. Yeni adaylarla beraber bazı mevkilerde eksik olan oyuncu kontenjanı dolacak ve çok kısa zamanda yoğun tempo antrenmanlara başlayıp, maçlara en iyi şekilde hazır hale geleceğiz. Ozzy ve Cihan’ın koçluğumuzu yapacağı bu sezonda herkes sıkı dursun, geliyoruz.

Bu sezon benim için farklı bir durum var ki o da; receiver olan pozisyonumun quarterback olarak değişmesidir. Evet, yeni sezonda bir terslik olmadığı takdirde qb olarak oynayacağım. Her ne kadar receiver pozisyonunun tam bana göre olduğunu düşünsem de, Eagles için oynayabileceğim her mevkide oynamaya hazırım ( line’a koymasınlar da =). Quarterback pozisyonu için birkaç şey söylemem gerekirse; hücum takımını yöneten, maç içinde takıma liderlik yapan, oyunu yönlendiren oyunudur. Sorumluluğu da oldukça çoktur. Bakalım becerebilecek miyim =)?

Yazı kategorisi: dakid misali | » yorum bırak;

Zamanı Geldi

Yazan: aycanayhan Ağustos 22, 2009

galatasarayGalatasaray’ımın Uefa Kupası’nın alındığı dönemlerden bu yana bu kadar heyecan verici bir futbol oynadığını hatırlamıyorum. Seneler geçti, sezonlar geçti, şampiyonluklar da oldu ama hiç bir sezonda içime sinen, “hah tamam, Galatasaray ruhu bu, Galatasaray futbolu bu” diyebileceğim kadar iyi bir futbol izlediğim bir sezona rastlamadım. Artık zamanı geldi. Türkiye Ligi bir yana, Galatasaray’ımın Avrupa maçı olduğu akşamlarda tüm Türkiye’nin tek yürek olacağı, bırakın maç saati geldiğinde heyecanlanmayı, maça günler kala galibiyet moduna geçileceği, İngilizi, Almanı, Fransızı Samiyen’den elleri boş göndereceğimiz akşamları çok özledik. Tarih yazan Galatasaray’ımın, tarih yazmaya devam etmesinin, ruhunun tekrar canlanmasının, tüm dünyaya bir Türk takımının başarısını, zaferini göstermenin, bazı şeylerin tesadüf olmadığını kanıtlamanın zamanı geldi.

2009-2010 Galatasaray’ına bakacak olursak çok zengin ve çeşitli rotasyonlara müsait bir kadorya sahip olduğumuzu görüyorum. Geçmişinin hangi başarılarla dolu olduğunu söylemenin gereği olmayan teknik hocamız Rijkaard önderliğinde iyi bir kadroya sahibiz. 4-2-3-1 oyun sistemiyle oynadığımızı da düşünürsek, hemen hemen her mevkide alternatifinin de en az onun kadar iyi olduğu oyuncular var. Defansta solda Balta, ortada Servet, Gökhan, sağda Sabri ( umarım Uğur Sabri’yi kesecek ). Orta ikilinin alternatifleri Emre Güngör ve Emre Aşık. Defansın önünde Topal, Ayhan, M.Sarp ve Linderoth’tan herhangi ikisi rahatlıkla oynayabilir. Bir de Barış var tabi. Forvet hattı oldukça zengin. Solda Arda, ortada Elano, sağda Keita ve önlerinde de Baros oynayacak gibi görünüyor. Aydın, Kewell ve Nonda ile forvet hattı zenginleşiyor.

Zengin kadro ve bu kadroyu oluşturan oyuncuların kalitesinin yüksek olması beraberinde müthiş bir seyir zevki getiriyor taraftara. Bu sezon Avrupa ön eleme maçlarında trübünlerin tamamına yakının dolması bunun bir göstergesi olsa gerek. Arda kardeşim topu ayağına aldığında topu asla kaybetmeyeceği, aralara koşu yapan Baros’a her an bir ara pas atabileceği ihtimali o kadar yüksek ki , izleyenler de ne olacağını merakla takip ediyor. Yeni transfer – bana göre bu sezonun en iyi transferi- Keita kardeşim topu defansın yanından atıp koşmaya başlasın yeter ki, ya da 3 kişi arasına dalıp gücü ve tekniğini birleştirip aralardan bir yerlerden sıyrılsın, ya da topu kaptırsın, sonra koşmasın topun peşine, bize Hagi’yi hatırlatsın. Kewell topu soluna çekmesin aman, çerçeveyi görmesin, ayağına topun en çok yakıştığını düşündüğüm futbolcu… Aydın girsin oyuna, sağdan yardırsın Walcott misali. Nonda da girsin arada bir, ağları delercesine bir şut göndersin… Bir de nasıl oynayacağını , bu renkli futbola neler katacağını merakla beklediğim Elano var. Bu kadar çeşitli oyuncular, bu kadar yetenekli oyuncular, merakla beklediğimiz Avrupa maratonu, seyir zevki yüksek futbol…

Bu sezon teknik adamından tüm oyuncularına, taraftarına kadar her şey tamam yeni bir tarih yazmak için. Avrupa Kralı’nın tahtına dönme zamanı artık. Galatasaray ruhunu tüm dünyaya göstermenin, Samiyen’i cehenneme çevirmenin tam zamanı.

Yazı kategorisi: dakid misali | Etiketler: , , , | » yorum bırak;

İlk ve Son Sarılış

Yazan: aycanayhan Nisan 10, 2009

sarilmak1

İki hafta öncesinde umutluydu. Bu seferki eskileri gibi olmayacak diye geçiriyordu içinden. Hem ondan daha iyisini mi bulacaktı ki. Ama şimdi bununda beklediği gibi gitmediğini anladı. Sorunun nerede olduğunu bulmaya çalıştı. İlk karşıya yüklendi, aradı, taradı. En ufak problem, istemediği gibi olan bir şey bulamadı karşıda. Korktu, çünkü yine kendisindeydi sorun. Karşıda bulsaydı aradığını, onun altına sığınıp kendini kandırabilirdi belki. Bundan öncekilerde de öyle mi yaptım acaba diye geçirdi içinden, hep karşıdaki sorunlara sığınmak. Hayır dedi, kendine haksız yere yüklendiğini düşündü.

Karşısındaki kusursuzdu. Ona kendisiyle ilgili bir bahane sunamazdı. Söyleyeceği şeyler aklındaydı çok net olmamakla beraber. Daha fazla üzüntüye sebep olmaktan, karşısındakini daha fazla üzmekten çekiniyordu. Cümlelerini toparladı ve söyledi. Olduramadığını, daha fazla ileri gidemeyeceğini anlattı. Karşısındakinin tavrına baktı ve anlayışlı davrandığını düşündü, öyleydi de. Ama neler hissettiğini bilemedi, bilmekten korktu. Hep karşısındakini incitmekten korkarak yaşarken bu sefer de kendi incindi, belki de incitti de.

Karşısındaki ne kadar anlayışlı gibi görünse de, sandığından zor geçmişti o dakikalar. Dışarı çıktılar, aynı yöne gideceklerdi. Karşısındaki bir yere uğraması gerektiğini söyledi. Onayladı. Karşısındaki her şey için teşekkür etti ve sarıldı. Bu ilk ve son sarılmalarıydı. O an yaptığı şeyin ciddiyeti daha iyi anladı. Karşısındaki kendini kötü hissetmesine gerek olmadığını söyledi. “Olmayınca olmuyor” dedi. Ama kendini kötü hissediyordu. O an üzdüğünün farkına vardı. O da üzüldü. Arkasına bakamadan yürürken gözünden gelen iki damla yaşa engel olamadı.

Yazı kategorisi: dakid misali | » yorum bırak;

2010′u bekleyiş

Yazan: aycanayhan Nisan 10, 2009

Yeditepe Eagles olarak;

Grupta yaptığımız 4 maçtan 3′ünü kazanmak,
Diğer 4 takımdan 2’sininde galibiyet ve mağlubiyet sayısının bizimle aynı olması,
Bu 3 takım arasında yapılan 3′lü avarajda playoffların dışında kalmamız.

Takım olarak haketmediğimiz bir yerde veda etmemiz turnuvaya ve içimizde kalan bu playoff tutkusunu önümüzdeki sezon gerçekleştirmek ümidi.

Yazı kategorisi: dakid misali | » yorum bırak;

Kewell kardeşim ayıp etti =)

Yazan: aycanayhan Şubat 27, 2009

Harry Kewell’ın Bordeaux’ya attığı muhteşem gol. (insan gibi vur:)                26 Şubat 2009 // GS 4 – 3 Bordeaux

Yazı kategorisi: dakid misali | Etiketler: , , , , , , , , , | » yorum bırak;

Yok böyle bir maç

Yazan: aycanayhan Şubat 27, 2009

galatasaray-bordeaux3-tur-rovans-maciTarih : 26 Şubat 2009
Yer : Alisamiyen Stadı ( Mecidiyeköy Gol Merkezi )
Maç Sonucu : GALATASARAY 4 – 3 Bordeaux

Fransa’da golsüz berabere biten ilk maçtan sonra UEFA’da son 16 takım arasına girmek için gol merkezinde Bordeaux takımını yenmekten başka çaremiz yoktu. Daha 12. saniyede Meira’nın basit bir kademe hatasının akabinde yediğimiz gol ile o gece yaşayacağımız iki şoktan ilkini yaşamış olduk. Daha saniye 12.saniye, durun bismillah. İlk golü yedikten sonra demoralize olmak yerine maça daha fazla asılmaya başladı aslanlar. Nihayet ilk yarının sonlarına doğru Arda kardeşimden geldi beraberlik golü. O an maçı izlediğim salonda eminim herkes o golden sonra maçı çok rahat çevirebileceğimizi düşünmeye başlamıştı. Dakika 45 olduğunda Kewell kardeşimden bir gol geldi ki, ben hayatımda Üstad Hagi’den sonra canlı olarak öyle bir gol daha izlediğimi hatırlamıyorum. Ceza sahası sağ köşesinin 4-5 metre dışından Arda’dan aldığı topa öyle bir vurdu ki Kewell kardeşim, tabiri caizse kale direklerindeki örümcek ağlarını aldı. Doksan diye tabir edilen noktaya postaladı topu. Eminim ki google’a “90′dan gol” yazıp arattığınızda Kewell’in golü gelecektir bundan sonra:P

Dakika 65 de Arda kardeşim tekrar çıktı sahneye ve Lincoln’den aldığı pas ile kaleciyi avladı. Artık 3-1′lik skor tur için bize yetecekti ve rahatlamıştık, taaki 73 ve 75. dakikalarda arka arkaya gelen 2 gole kadar, ikinci şoku da yaşamış olduk o gece. Kalmıştı 15 dakika ve durum 3-3 olmuştu. Son 15 dakika baskıyı ve tempoyu o kadar artırmıştık ki, Bordeaux takımına bırakın kendi sahalarından çıkmak,top yüzü göstermemeye başlamıştık. Son 15 dakika içinde hiçbirimizin aklında 4. golü bulamamak yoktu. 90′da Sabri’den geldi son gol ve çıldırdık.

26 Şubat 2009 Perşembe akşamı GS-Bordeaux maçına tanık olanlar çok şanslı olduklarını unutmasınlar, çünkü belgesellere konu olacak, yıllarca konuşulacak başka bir Galatasaray efsanesinin başlangıcının tanıkları oldular. Yazılacak tarihe tanıklık ettiler. Bekle bizi Avrupa. Avrupa’nın kralı geri döndü.

Yazı kategorisi: dakid misali | Etiketler: , , , , , , | » yorum bırak;

Kolay Oldu Bu Sefer

Yazan: aycanayhan Şubat 22, 2009

15 Şubat 2009 tarihli Sabancı Mushrooms – Yeditepe Eagles üniversiteler arası amerikan futbolu maçından Sabancı Mushrooms’un sahaya yeterli sayıda oyuncu (25) ile çıkamaması sonucu Yeditepe Eagles hükmen galip olarak ayrılmıştır.

Ulan bir pazar günü sabahın 8′inde kalkmışız, hava buz, tam gaz ile maça gidiyoruz, şu maçı oyna da kazan dimi. Yok, yapamadık, hükmen oldu bu seferlik =)

Bekle bizi İtü Hornets…

Yazı kategorisi: dakid misali | Etiketler: , , | » yorum bırak;

Monty Hall Problem

Yazan: aycanayhan Ocak 12, 2009

Monty Hall Problem kısaca şöyle;
Bir televizyon şovundasınız, önünüzde 3 kapı var, bir tanesinin arkasında araba, diğer ikisini arkasında keçi var. Bir kapı seçeceksiniz ve arkasındaki ödülün sahibi olacaksınız. Kapıların arkasında hangi ödüller olduğunu bilen sunucu size bir kapı seçmenizi söylüyor. Bir kapı seçiyorsunuz. Ama o kapı açılmadan önce sunucu sizin seçmediğiniz diğer iki kapıdan arkasında keçi olanını açıyor ve size seçtiğiniz kapıyı değiştirme şansı veriyor. Burdaki sorun ilk seçtiğiniz kapıyı değiştirmeli misiniz, seçtiğiniz kapıda ısrarcı mı olmalısınız, yoksa değiştirip değiştirmemeniz kazanma şansınızı etkilemez mi?

İlk bakışta siz bir kapı seçtikten ve sunucu diğer kapılardan arkasında keçi olanı açtıktan sonra seçtiğiniz kapıyı değiştirseniz de değiştirmeseniz de arabayı kazanma şansınız %50 gibi görünüyor ( Yani değiştirmek kazanma şansınızı etkilemiyor). Ama biraz daha dikkatli incelersek kapıyı değiştirmenin bize daha fazla kazanma şansı verdiğini görebiliriz.

İki seçeneğimiz var, ya teklif geldiğinde kapımızı değiştireceğiz, ya da ilk seçtiğimiz kapıda ısrarcı olacağız.

ilk seçtiğimiz kapıda ısrarcı olmak ( değiştirmemek ):
İlk başta 3 kapı varken arabayı bulma şansımız %33 ve biz nasıl bir teklifle karşılaşsak da kapımızı değiştirmeyeceğimize göre sonuçta da arabayı bulma şansımız %33 olacaktır. Şöyle düşünün, teklif gelmesin, 3 kapıdan bir kapı seçin, direk açılsın kapılar. Arabayı kazanma şansınız %33 olacaktır. Nasıl olsa değiştirmeyeceksiniz.

Kapıyı değiştirmek:
Çok basit mantıkla, ilk başta %33′lik şans ile arabayı bulursanız ve teklif sırasında kapınızı değiştireceksiniz ve kaybedeceksiniz. İlk seçtiğiniz kapıda %67′lik şans ile keçi olan kapıyı seçerseniz, kapınızı değiştireceksiniz ve kazanacaksınız. Sonuç olarak %33  kaybedersiniz, %67 kazanırsınız.

Kapı sayısını 100′e çıkaralım, bir kapı seçtik, sunucu diğer 99 kapıdan 98′ini ( keçi olan ) açtı ve bize seçtiğimiz kapıyı değiştirip değiştirmeyeceğimizi sordu. Tabiki değiştirmeliyiz. Arabanın bizim seçtiğimiz kapıda olma şansı 1% iken diğer 99 kapıdan birinde olma şansı 99%’dur. 99 kapıdan 98′inde keçi olduğunu zaten biliyorduk, ama hangilerinde olduğunu bilmiyorduk. Sunucu bize yardım etmiş oldu.

Her zaman kapıyı değiştirelim ve rastgele üretilen kapılardan rastgele bir kapı seçelim. Bir parça c kodu ile kanıtlamaya çalıştım:

#include <stdio.h>
#include <stdlib.h>
#include<time.h>
#define COUNT 1000

int main()
{
 int kapi[3];
 int i,temp,win=0,lose=0;

 srand ( time(NULL) );

 for ( i=0;i<COUNT;i++ )
 {

  kapi[0]=0;
  kapi[1]=0;
  kapi[2]=0;
  temp=rand()%3;

  kapi[temp]=1;

  temp=rand()%3; 
  
  if( kapi[temp] == 1 )  // ilk seçişte kapıyı bulursak
  {
   lose++;
  }else
  {
   win++;
  }

 }
 printf("win = %d\nlose = %d\n",win,lose);

 return 0;

}

Sonuçlar:

win = 675 lose = 325
win = 667 lose = 333
win = 677 lose = 323
win = 672 lose = 328
win = 653 lose = 347
win = 693 lose = 307
win = 679 lose = 321
win = 681 lose = 319
win = 682 lose = 318
win = 672 lose = 328

Gördüğümüz gibi ilk seçtiğimiz kapıyı değiştirmek bize arabayı kazanmamızda daha fazla şans sunuyor. Böyle bir yarışmaya katılırsanız ilk seçtiğiniz kapıyı mutlaka değiştirin, tabi bir keçi kazanmak istemiyorsanız.

Yazı kategorisi: Algoritma | Etiketler: , , , | 6 Yorum »

Futbolun Büyüsü

Yazan: aycanayhan Ocak 6, 2009

americanfootballAmerikan futbolunu neden bu kadar sevdiğimi merak ediyorum bazen, neden bir takımın parçasıyım, neden neredeyse her antrenmandan sonra vücudumun çeşitli yerlerinin sakatlanmasına müsade ediyorum ve sürekli bir yerlerim ağrımasına göz yumuyorum, neden idman sonraları uyumaya bile yetecek kadar enerjim kalmamışken bir sonraki antrenmanı iple çekiyorum? Bunun cevabı bu sporun büyüsünde gizli.

Sadece spor yapmış olmak için mi yapıyorum bu sporu, hayır, zaten önceden de hayatımda düzenli olarak spor yapıyordum. Üniversitenin bir takımında yer almak ve hatunları lıpızlarken artizlik yapabilmek için mi? Sanmıyorum, zaten artizlik yapılacak bir yanını göremedim şimdiye kadar. Kimse zaten basit nedenlerden dolayı, kimi zaman kusacak kadar yorulana kadar antrenman yapılan bu spora başlamaz, başlasa da devam etmez.

Bu spora devam etmemin ve beni bu sporu çekici yapan en önemli etken sporun içindeki şiddettir. Öyle öfke, kin dolu bir şiddet değil tabiki, maruz kalındığında hoşa giden şiddet. Örneğin antrenmanlara bakalım: ilk başlarda kendimize kondisyon yükledik, hızlı,diri ve güçlü olmaya çalıştık, sonraları korumalıklarımızı taktık, savaşa giderken takılan zırhlar gibi, bir kuvvete maruz kaldığımızda etkiyi aza indirsin diye. Sonra sonra vurmayı öğrendik, can acıtmayı. “Ne kadar hızlı vurursan o kadar can yakarsın” dendi, daha hızlı vurduk, bizim de canımız yandı. Top tutacaksın dediler, topu tutmaya çalıştık. Tutamadığımızda bağırdılar, topa daha dikkatli yoğunlaştık, gözümüz toptan başka bir şeyi görmedi. Topu tuttuk,ama bu sefer rakibi göremedik. Rakip canımızı yaktı, onun da can yandı. Bilekler, parmaklar kırıldı, iyileşir dediler, kalan sağlarla devam ettik. Vurduk, vurulduk, canımız acıdı, can yaktık. Maçlarda can yakmayı öğrendiğiniz arkadaşlarınızla başka canlar yaktık, kazandık, kaybettik. Ama sonunda mutlu olan yine bizdik.

Diğer bir etken olarak bir takımın parçası olma isteğini söyleyebilirim. Hemen herkes hayatta dostluğun ne kadar önemli olduğunu biliyordur. Benim de hayatta en çok önem verdiğim şey dostluktur. Dostunuza sonuna kadar güvenebilirsiniz, sizin oldugunuz veya olmadıgınız yerde her zaman arkanızı kollar. Şimdi burda dostluğun ne demek oldugunu anlatacak değilim. Demem o ki, eğer inandığınız  bir takımın parçası iseniz, takım arkadasınızın sayısı kadar dostunuz var demektir. Hepiniz aynı şey için savaşırsınız. Maçta birbirinizin arkasını kollarsınız, birinizin eksik kaldığı yerde diğeriniz yetişir, amacınıza doğru omuz omuza ilerlersiniz. Yeri gelir beraber güler, şakalaşır, eğlenir, yeri gelir beraber üzülürsünüz. Ama o takım denilen oluşumda hiç bir zaman yalnız değilsinizdir.

İşte bu saydığım iki etkendir beni futbolun içinde tutan. Şiddet ve takım ruhu. Çoğu zaman stresli zamanlar yaşamak zorunda kalan birinin, o zamanlarda aşırı derecede gergin olması olası. Bu dönemlerin yüklediği stresten ve gerginlikten bu sporla kurtuluyorum ben de. Çoğu kişi de öyle yapmıyor mu zaten. Ama benim bu sporla o gerginlikten ve sinirden kurtulma şeklim biraz daha farklı tabi; baskalarının canını acıtarak, kendi canımı acıtarak. Ve takım, bir takımın parçası olmak, kazanmak, savaşmak, birşeyler paylaşmak, sevinmek, üzülmek ve bunları takım arkadaslarınla beraber yapmak, beraber vurmak, beraber vurulmak, takım ruhunu yaşamak ve yaşatmak süper bir duygu. Hepimizin neden o takımın içinde olduğumuz çok açık ve o takımın parçası olan kimsenin de bundan en ufak bir şüphesi yok; can acıtmak, kazanmak. ( whatever it takes )

Yazı kategorisi: dakid misali | » yorum bırak;