>>dakid

blood, sweat and tears.

Eylül, 2008 için Arşiv

Trenle Ankara’ya Gitmek

Yazan: aycanayhan Eylül 1, 2008

İstanbul’da okuyordu. Liseden çok yakın arkadaşlarının çoğunun Ankara’da olması onun için pek bir problem teşkil etmiyordu. Arkadaşlarından uzak ama mutluydu. Oysa ki liseden sonra hep beraber Ankara’daki okullardan birine gidecekler, hatta aynı eve çıkacaklardı. Sabah akşam hatunları lıpızlayacaklardı. Evde bulaşıkları kimin yıkayacağına, temizliği kimin yapacağına bile  karar vermişlerdi önceden. Ama ne olduysa, arkadaşları Ankara’ya gitmişken o İstanbul’a gitmişti.

Yarı yıl tatillerinin birinde Ankara’ya arkadaşlarının yanına gitmeye karar verdi. Yolculukları pek sevmezdi, özellikle de otobüs yolculuklarını. Kendine ait bir arabası da olmadığından trenle gitmeyi planladı. Cumhuriyet Express’inde öğrenci biletini aldı bir kaç gün önceden.

Yolculuk günü gelip çattığında eşyalarını hazırlayıp, hareket saatinden (14.25) önce garda oldu. Trene bindi. Yolculuk başlamıştı. Yolculuğu rahat geçiyodu, keyfi yerindeydi. Kulaklıklarını takmış, yüksek volümde geçiyodu şehirleri bir bir. Derken canını sıkan ilk olay patlak verdi. Bilet kontrolü yapan hosteslerden biri buna biletini sordu.  Biletini gösterdi. Hostes biletteki öğrenci yazısını okumuş olacak ki, öğrenci kimliğini göstermesini istedi. Bizimki öğrenci kimliğini gösterdi. Hostes öğrenci kimliğinde 2008 yılının bandrolünün olmadığını, kendisine ceza kesmek zorunda oldugu söyledi. Her ne kadar ufak çaplı itirazda bulunduysa da 10 YTL ceza ödemekten kurtulamadı. Zaten acımasız hostes elinde makbuz destesiyle ceza kese kese ilerledi. Trende onun gibi talebe olan daha cok insan vardı ve hiçbiri bandrol cezası yemekten kurtulamadı. TCDD’nin yolculuğun ocak ayında olmasını ve talebelerin kimliklerine 2008 bandrolünü henüz yapıştırmamış olmasını bir rant aracı olarak kullandığını düşündü. Kendisine kesilen 10 YTL cezanın cok olmasına değil ama TCDD’nin bu şekilde insanları sömürmesine cok sinirlendi. “ulan madem bandrol soruyosunuz, bilet satarken sorun deme bu boku, millet de ona göre alsın biletini. Öğrenci bandrolü yoksa 2.5 TYL daha fazla verip tam bilet alsın. Millet çakal olmuş a.k.” diye geçirdi aklından. Ama sinirlenmeye hiç niyeti yoktu. Zaten T.C. resmi kurumlarında işler tam tıkırında gitmezdi çoğu zaman, bunun bilincindeydi.

Cezanın üstüne soğuk bi su içtikten sonra müzik dinlemeye devam etti. Müzik dinlerken de aklından nerde inip neler yapacağını geçiriyordu. Ankara’ya kadar gitse gerisi kolaydı, onu alacaklardı gardan. Ama bir sorun vardı ki; trenin duraklarını tam olarak bilmiyordu. ” Duraklara geldiğimde sorarım” diye geçirdi aklından. Sonra uykuya daldı… Gözünü açtığında trenin duraklardan birinde durduğunu anladı. Tam uyanamamıştı aslında. Neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Ankara son durak mıydı, yoksa Ankara’dan sonra tren yoluna devam edecek miydi bilmiyordu. Daha önce arkadaşına nerde inmesi gerektiğini sorduğunda arkadaşı ona “trenin nerelerde durduğunu öğren, ona göre nerde ineceğini söylerim sana” demişti. Hemen dışarı baktı, Polatlı yazan tabelayı gördü. Hemen arkadaşını aradı ve Polatlı’da olduğunu söyledi. Arkadaşı sonraki durakları sormasını söyledi. “Tamam” dedi bizimki, sorup ondan sonra tekrar arayacaktı. Ama tren yolcularını indirmiş, kalkış pozisyonu almıştı adeta. Ceza kesen hostesi gördü ve trenin bundan sonra nerde duracağını sordu ve kritik cevabı aldı hostesten ; “daha durmaz” .

Hemen alelacele indi trenden ama nasıl bir iniş. Yerlerde yirmi santim kar, havada çok sert bir soğuk var, kendinden hiç emin olmayan acele bir iniş. İndiği yer, kendisiyle aynı trenden inen yolcuların dağılmasından sonra neredeyse kendinden başka hiç kimsenin kalmadığı bir durak, Polatlı durağı. İşte o an bir terslik olduğunu sezdi, Ankara bu kadar ıssız olamazdı. Hemen arkadaşını aradı ve arkadaşı ona bir minibüse veya dolmuşa binip Kızılay’a gelmesini söyledi. O ıssız duraktan biraz ilerde 3 kişi konusuyorlardı. “Dur şunlara sorim” diye geçirdi aklında. Adamlara yanaştı, Kızılay’a nasıl gidebileceğini sordu ve aldığı cevapla tekrardan sarsıldı: “Ankara Kızılay mı?”.

O an artık düşündü: ” Ulan artık nasıl biyerde indiysem, adam Ankara Kızılay mı diye soruyo, başka Kızılay da var demekki, bari doğru Kızılay’a gideyim “. Adamlara durumu anlattı. Adamlar Kızılay’a otobüsün bittiğini söylediler. Gece yarısı 12.00 de otobüs mü kalırdı hiç. Duraktaki bekleme yerinde bekçiyi buldu, bekçi ona: ” Yenim sen yanlış yerde inmişsin, niye sormadın ki, ama şanslısın bir tren daha var, bekle sen, ben seni bir sonraki trenle gönderiim “. Ayakları, elleri dondu adeta beklemekten. Bir sonraki trenin yolcuları da geliyordu durağa yavaş yavaş. Biraz rahatlama hissetti. Ama gözüne de bir otel kestirmişti bir oteli önceden her ihtimale karşı. Bizimki 1 saate yakın bekledi bir sonraki treni. Bindi ve yolculuğunun tamamladı.

Yediği para cezası ve indiği yerin inmesi gereken yer olmaması onu biraz sıkıntıya düşürmüştü, keyfini kaçırmıştı. Oysaki yolculuğa Ankara’ya gidip arkadaşlarıyla hoş vakit geçirme düşüncesinin verdiği keyifle başlamıştı. Nihayetinde Ankara’ya varıp arkadaşlarına kavuştuğunda keyfi tekrardan yerine gelmişti. Üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi hissetmişti. O Ankara gezisi mazisinde güzel bir yer edinmişti, yolculuk da öyle. Tekrar trenle yolculuk yapar mıydı, sonu böyle iyi bitecekse elbette yapardı.

Yazı kategorisi: dakid misali | 2 Yorum »