>>dakid

blood, sweat and tears.

Ekim, 2008 için Arşiv

Futbol ama Amerikan

Yazan: aycanayhan Ekim 29, 2008

İlkokuldan beri bir çok sporla uğraşmışlığım vardır. İlkokulda futbol oynamıştım, orta okulda hentbol, lisede de basketbol’a yatay geçiş yapmıştım. Üniversiteye gelmeden önce favori spor dalım olarak basketbolu söyleyebilirdim soranlara, iyi de oynuyordum hani. Basketbol maçlarını izliyordum, özellikler nba’in takipçilerindendim, arkadaşlarla deli gibi basket oynuyorduk. Kısacası her yönümle basketbolun içindeydim.

Basketbol oynarken tanıştığım Yusuf isimli bir arkadaşım beni baska bir arkadaşımla beraber amerikan futbolu takımın çağırmıştı. O zamanlar spor olarak basketbol daha ağır bastığı ve fiziksel olarak kendimi amerikan futbolu oynamaya hazır hissetmediğim için onun tekliflerini göz ardı etmiştim. “Zayıfım a.k., yarım dünya adamların arasında pastırma olurum” düşüncesi altına sığınarak ( ya da sadece yarım dünyaların bu sporu yaptığını zanederek ) amerikan futbolunu hafızadan çıkarmıştım.

Üniversite 3.sınıfa geçtiğim yaz, doktor olacak arkadaşım Ekin, ” Olum amerikan futbol takımına gel, kesin seçilirsin” lafı ve amerikan futbolunu övmesi üzerine dönem başında seçmelere girmeye karar verdim. Ben, Ekin ve iki arkadaşımızla beraber ( Ekin onları da kandırmış, bro, Mert ) tam gaz bir halde seçmelere girmeye, seçilmeye, ortalığın .mna koymaya yemin ettik ( çok abartı oldu ). Tüm yaz boyunca haftada 5 gün çift antrenman yaparak  hazırlandık seçmelere ( şaka, bi bok yaptığımız yok, anca yatmışızdır ).

Futbol takımı seçme vakitleri geldi, seçmelere girdik, eleme olacağını zannediyorduk ama olmadı. Amerikadan yeni gelen koç, eleme yapmadı. Onun yerine ağır sayılabilecek bir antrenmen programı hazırlamış ( böylece herkes devam edemeyecek ve eleme işleminin çoğu kendiliğinden hallolacaktı ). Pazartesi, çarşamba ve cuma günde çift antrenman; sabah 7.30-8.30 arası salonda ağırlık çalışması, aksamına da 2 saatlik hız, dayanıklılık çalışması ( daha sonra cumartesi falan da çagırmaya başladı, ağırmış lan hakketen ). Bir buçuk iki hafta kadar devam ettim antrenmanlara, amerikan futbolunu da sevdim hani. Receiver denilen mevki için olurum varmış, öle dediler.

Yeditepe Eagles, bizim üniversitenin takımı. Bir de İstanbul Cavaliers var, o da profesyonel ligdeki bir takım ki bizim okul takımının iyileri ve bazı diğer üniversitelerin de iyi oyuncuları o takımda da oynuyor. Yusuf dediğim arkadaşım Cavaliers’ın receiver’ı, harbiden hızlı ve sağlam oynuyo kerata. İçimden  geçiriyodum, Cavaliers’ın bir maçını izlerken ” Ulan yusuf dediği zaman girseydik amerikan futbolu dünyasına şimdi burda oynuyoduk kesin”. Profosyenel ligden üstü yok zaten Türkiye’de, en üst ligin iyi bir takımında oynuyo olacaktım. “Olsun, artık zamanla biz de oralara yükseliriz herhelde diye kendimi avutuyordum erken başlamadığım için duyduğum pişmanlığı örtbas etmek için.

Sonra ne mi oldu? Koç benim oyunumu beğenmiş ve beni Cavaliers’ın antrenmanlarına çağırdı. Beni receiver olarak deneyecekmiş. Bu akşam antrenmana gittim, cavaliers ile ilk antrenmanıma çıktım. Güzel ve olumlu geçti, ( kafama taktığım kaskın birazcık kafamı açıtmasının dışında, ilk kez taktığımdan olsa gerek ). Koç da beğendi galiba ki; Cavaliers ile antrenmanlara devam etmemi söyledi. Kısa sürede amerikan futbolu sporunda bu aşamaya geldik, sonumuz hayrola.

Yazı kategorisi: dakid misali | 4 Yorum »