Futbolun Büyüsü
Yazan: aycanayhan Ocak 6, 2009
Amerikan futbolunu neden bu kadar sevdiğimi merak ediyorum bazen, neden bir takımın parçasıyım, neden neredeyse her antrenmandan sonra vücudumun çeşitli yerlerinin sakatlanmasına müsade ediyorum ve sürekli bir yerlerim ağrımasına göz yumuyorum, neden idman sonraları uyumaya bile yetecek kadar enerjim kalmamışken bir sonraki antrenmanı iple çekiyorum? Bunun cevabı bu sporun büyüsünde gizli.
Sadece spor yapmış olmak için mi yapıyorum bu sporu, hayır, zaten önceden de hayatımda düzenli olarak spor yapıyordum. Üniversitenin bir takımında yer almak ve hatunları lıpızlarken artizlik yapabilmek için mi? Sanmıyorum, zaten artizlik yapılacak bir yanını göremedim şimdiye kadar. Kimse zaten basit nedenlerden dolayı, kimi zaman kusacak kadar yorulana kadar antrenman yapılan bu spora başlamaz, başlasa da devam etmez.
Bu spora devam etmemin ve beni bu sporu çekici yapan en önemli etken sporun içindeki şiddettir. Öyle öfke, kin dolu bir şiddet değil tabiki, maruz kalındığında hoşa giden şiddet. Örneğin antrenmanlara bakalım: ilk başlarda kendimize kondisyon yükledik, hızlı,diri ve güçlü olmaya çalıştık, sonraları korumalıklarımızı taktık, savaşa giderken takılan zırhlar gibi, bir kuvvete maruz kaldığımızda etkiyi aza indirsin diye. Sonra sonra vurmayı öğrendik, can acıtmayı. “Ne kadar hızlı vurursan o kadar can yakarsın” dendi, daha hızlı vurduk, bizim de canımız yandı. Top tutacaksın dediler, topu tutmaya çalıştık. Tutamadığımızda bağırdılar, topa daha dikkatli yoğunlaştık, gözümüz toptan başka bir şeyi görmedi. Topu tuttuk,ama bu sefer rakibi göremedik. Rakip canımızı yaktı, onun da can yandı. Bilekler, parmaklar kırıldı, iyileşir dediler, kalan sağlarla devam ettik. Vurduk, vurulduk, canımız acıdı, can yaktık. Maçlarda can yakmayı öğrendiğiniz arkadaşlarınızla başka canlar yaktık, kazandık, kaybettik. Ama sonunda mutlu olan yine bizdik.
Diğer bir etken olarak bir takımın parçası olma isteğini söyleyebilirim. Hemen herkes hayatta dostluğun ne kadar önemli olduğunu biliyordur. Benim de hayatta en çok önem verdiğim şey dostluktur. Dostunuza sonuna kadar güvenebilirsiniz, sizin oldugunuz veya olmadıgınız yerde her zaman arkanızı kollar. Şimdi burda dostluğun ne demek oldugunu anlatacak değilim. Demem o ki, eğer inandığınız bir takımın parçası iseniz, takım arkadasınızın sayısı kadar dostunuz var demektir. Hepiniz aynı şey için savaşırsınız. Maçta birbirinizin arkasını kollarsınız, birinizin eksik kaldığı yerde diğeriniz yetişir, amacınıza doğru omuz omuza ilerlersiniz. Yeri gelir beraber güler, şakalaşır, eğlenir, yeri gelir beraber üzülürsünüz. Ama o takım denilen oluşumda hiç bir zaman yalnız değilsinizdir.
İşte bu saydığım iki etkendir beni futbolun içinde tutan. Şiddet ve takım ruhu. Çoğu zaman stresli zamanlar yaşamak zorunda kalan birinin, o zamanlarda aşırı derecede gergin olması olası. Bu dönemlerin yüklediği stresten ve gerginlikten bu sporla kurtuluyorum ben de. Çoğu kişi de öyle yapmıyor mu zaten. Ama benim bu sporla o gerginlikten ve sinirden kurtulma şeklim biraz daha farklı tabi; baskalarının canını acıtarak, kendi canımı acıtarak. Ve takım, bir takımın parçası olmak, kazanmak, savaşmak, birşeyler paylaşmak, sevinmek, üzülmek ve bunları takım arkadaslarınla beraber yapmak, beraber vurmak, beraber vurulmak, takım ruhunu yaşamak ve yaşatmak süper bir duygu. Hepimizin neden o takımın içinde olduğumuz çok açık ve o takımın parçası olan kimsenin de bundan en ufak bir şüphesi yok; can acıtmak, kazanmak. ( whatever it takes )