>>dakid

blood, sweat and tears.

Beklenen Galibiyet

Yazan: aycanayhan Ocak 4, 2009

zafer2En son Bilgi Hunters ile maç öncesinde kalmıştık. Talihsiz bir şekilde Bilgi Hunter’a yenilmiştik. Bilgi’den kötü bir takım mıyız, kesinlikle hayır. Bilgi ile kıyaslanamayacak kadar iyi bir kadroya sahibiz, ama bilgi maçı öncesi bütün talihsizlikler bizi bulmuştu. İlk iki oyun kurucumuz maça haftalar kala sakatlanmıştı. Maça üçüncü oyun kurcumuz ile çıkmıştık, bir iki antrenmana beraber cıktıgımız bir oyun  kurucumuz. Ayrıca maçta ne hücum takımı ne de defans takımı görevini layıkıyla yerine getirebilmişti. Benim ilk maçım olmasına rağmen takımın üstünde bir talihsizlik oldugunu bariz bir şekilde sezebilmiştim. Nitekim ilk maçımızda istemediğimiz bir yenilgi almıştık.

Can sıkan ilk yenilgiden sonra takımda isteksiz bir hava vardı, antrenmanlara gelen oyuncu sayısı 15′i geçmiyordu. O zamanlarda galiba Eagles’ın üzerindeki lanet bu olmalı diye geçirdim içimden, geçmişi pek parlak değildi ne de olsa, oysa ki ne kadar da gaz başlamıştık sezona.

Ligin ikinci maçını Boğaziçi Sultan ile oynayacaktık. Artık kaybetme gibi bir lüksümüz yoktu. Kaybetme kredimizi ilk maçta harcamıştık. Gruptan çıkmak istiyorsak bu maçı kesinlikle almalıydık. Maça bir iki hafta kala takım yeniden canlanmaya başladı. Ayrıca yeni bir oyun kurucu ile bir receiver transfer etmiştik. Sağlam adamlar hakkaten. Maçtan önce antrenmanlara gerekli katılım olmaya başladı, taktik çalışaları hızlandı falan derken, tekrar maç moduna geçti takım ve Sultans maçına hazır bir hale geldi. Sultans maçının öneminden bahsedecek olursam; Eagles 5-6 yıllık tarihi boyunca Sultans karşısında değil kazanmak, skor olarak öne bile geçememişti. Sultans güçlü bir takımdı ve Eagles’ın sansının uyusmadığı bir takımdı. Sultans maçının önemini de herkes farkındaydı.

28 Aralık 2008 pazar günü saat 10.00, yer: Erdoğan Demirören Stadyumu, Kurtköy’ de Yediepe Eagles olarak Boğaziçi Sultan’ı 26-6 ‘ lık bir skor ile yendik.

Süper bir galibiyetti bizim için. Hem Eagles ruhunu tekrardan canlandırdık, hem de sezon başından beri yaptğımız ağır idmanların karşılığını biraz da olsa almış olduk. Ben ilk on birde sahaya çıkmadım, gerek sakatlık olduğunda, gerekse ihtiyaç duyulduğunda sahaya çıkıp elimden geleni yaptım. Eğer birtakımın parçası iseniz maç sırasında illaki sahada olmanız gerekmiyor, kenardan da maçın o heyecanını sonuna kadar hissediyorsunuz. “Hat” sesi geldikten sonraki line oyuncularının çarpışmaları sonucunda çıkan o kask sesleri, o anda neden orada olduğunuzu size çok açık bir şekilde açıklıyor, savaşmak için.

Yazı kategorisi: dakid misali | » yorum bırak;

Futbol ama Amerikan 2

Yazan: aycanayhan Kasım 16, 2008

En son Cavaliers ile antrenmanlara cıkacak olmanın heyacanıyla yatıp kalktığım günlerde bırakmıştım sanırım futbol maceralarımı. Ama umduğum gibi sürmedi.
İstanbul Cavaliers’in kocu aynı zamanda Yeditepe Eagles’ı da çalıştırıyordu. Velakin Eagles veteranlarıyla Cavs veteranlarının anlaşamaması sonucu koç Flowers Eagles’ı çalıştırmayı bıraktı. Bu gelişmelerin yaşandığını öğrendikten sonraki düşüncem “Cav’s ve Eagles antrenmanlarına aynı anda devam edebilirim” şeklindeydi. Ama her iki takımın antrenmanları haftada 6 güne tekabül edince iki takımdan birini bırakmak zorunda kaldım. ilk akla Eagles’ı bırakmam gelebilir; proligdeki bir takımda oynamak üniligdeki bir takımdan oynamaktan daha prestijlidir, daha önü açıktır. Ben ne yaptım peki? Cevap: Futbol kariyerime Eagles’da devam etma kararı aldım ( yesinler kariyerimi ). Neden mi? Cevap: Haddimi bildim. Bu spora yeni başlayan biri olarak, çok yüksekten uçup sonu hüsran olabilecek riskler girmekten kacındım. Daha samimi, daha amatör ve daha bana yakın olan Yeditepe Eagles ile futbola devam etme kararına vardım.
Şu an ne durumda mıyız? Pazartesi, çarşamba ve cuma sabahları ağırlık antrenmanı, o günlerin aksamına da hız, kuvvet ve formasyon çalışmaları yapıyoruz ( yaklaşık 6 haftadır yapıyoruz bunu, evet) . Bundan önceki senelerde bir varlık gösteremeyen, adeta avaraj takımı olan Eagles’ı yeniden yükseklere çıkarmayı hedefliyoruz. 23 Kasım Pazar günü Bilgi Hunters ile maçımız var. Bakalım neler olacak.

Yazı kategorisi: dakid misali | » yorum bırak;

Seçmeli Sıralama ( Selection Sort )

Yazan: aycanayhan Kasım 7, 2008

Neden Sıralıyoruz?
Elimizde bulunan her türlü bilgiye kolay ulaşmak için o bilgilerin belirli bir düzen ve sıra içinde olması, aradığımız bilgiye kolay ulaşmak için gerekli olan temel ihtiyaçlardan biridir. Basit örnek olarak; elimizde 100 tane gözü olan bir raf ve 1’den 100’e kadar numaralandırılmış 100 tane kitap olsun. Kitapların raflara belirli bir sıra ile değil de rastgele yerleştirilmiş olduğunu düşünürsek, 45 numaralı kitaba ulaşmak için en az 1, en fazla 100 rafa bakmamız gerekebilir. Ama kitapların raflara sırayla yerleştirirsek, istediğimiz numaralı kitaba tek bir rafa bakarak ulaşabiliriz. Elimizdeki bilgilerin sıralı olması bu gibi durumlarda, özellikle arama ( searching ) durumlarında işimizi oldukça kolaylaştıracaktır.
Birçok sıralama algoritması vardır. Bu algoritmalardan selection sort’a değinmeye çalışacağım:

Seçmeli Sıralama ( Selection Sort )
En basit sıralama algoritması olarak gösterilebilir. Elimizdeki dizide sıralanması gereken n tane sayı olsun. Bu sayıları küçükten büyüğe sıralamak gerekirse, sıralama algoritması şöyledir:
1- Dizinin 1. elemanından başlayarak tüm elemanlarını kontrol ederek en küçük sayıyı bul,
2- Bulduğun en küçük sayıyı dizinin 1. sayısıyla yer değiştir (swap).
3- Dizinin 2. elemanından başlayarak tüm elemanlarını kontrol ederek en küçük sayıyı bul,
4- Bulduğun en küçük sayıyı dizinin 2. sayısıyla yer değiştir (swap).
5- ……
6- Dizinin (n-1). elemanından başlayarak tüm elemanlarını kontrol ederek en küçük sayıyı bul,
7- Bulduğun en küçük sayıyı dizinin (n-1). sayısıyla yer değiştir (swap).
Her bir jenerasyonda en küçük sayıyı bulup onu swap ettiğimiz yer, o sayının sıralanmış dizideki uygun yeri olmuş oluyor.


Bir parça c kodu ile;

#include <stdio.h>
int main()
{
	int dizi[6] = { 10,1,9,2,8,3 };
	int n=6;
	int i,j,indexOfMin,temp;
	int min;

	for ( i=0;i<n-1;i++ )
	{
		min=dizi[i];
		indexOfMin=i;
		for ( j=i+1;j<n;j++ )
		{
			if( dizi[j]<min )
			{
				min=dizi[j];
				indexOfMin=j;
			}
		}
		temp=dizi[i];
		dizi[i]=min;
		dizi[indexOfMin]=temp;
	}
	printf("siralanmis dizi\n");
	for( i=0;i<n;i++ )
		printf("%d ",dizi[i] );
	printf("\n");
	return 0;
}

(21-23. satırlar arasında swap işlemi yapılıyor)
Kodda ufak değişiklikler yaparak büyükten küçüğe de sıralama yapmak mümkündür.

Karmaşıklık ( Complexity )
Sıralanmış dizinin herbir elemanını bulurken, sıralanmamış diziyi baştan sonra kontrol etmemiz gerekiyor.
1. en küçük elemanı bulurken n-1,
2. en küçük elemanı bulurken n-2,
3. en küçük elemanı bulurken n-3,
…..
(n-1). en küçük elemanı bulurken 1 tane kontrol yapılır. Yapılan tüm bu kontrollerin toplam sayısı:

( n X (n-1) ) / 2 tanedir. Seçmeli sıralamanın karmaşıklığı O(n2) olur.

Yazı kategorisi: Algoritma | Etiketler: , | » yorum bırak;

Futbol ama Amerikan

Yazan: aycanayhan Ekim 29, 2008

İlkokuldan beri bir çok sporla uğraşmışlığım vardır. İlkokulda futbol oynamıştım, orta okulda hentbol, lisede de basketbol’a yatay geçiş yapmıştım. Üniversiteye gelmeden önce favori spor dalım olarak basketbolu söyleyebilirdim soranlara, iyi de oynuyordum hani. Basketbol maçlarını izliyordum, özellikler nba’in takipçilerindendim, arkadaşlarla deli gibi basket oynuyorduk. Kısacası her yönümle basketbolun içindeydim.

Basketbol oynarken tanıştığım Yusuf isimli bir arkadaşım beni baska bir arkadaşımla beraber amerikan futbolu takımın çağırmıştı. O zamanlar spor olarak basketbol daha ağır bastığı ve fiziksel olarak kendimi amerikan futbolu oynamaya hazır hissetmediğim için onun tekliflerini göz ardı etmiştim. “Zayıfım a.k., yarım dünya adamların arasında pastırma olurum” düşüncesi altına sığınarak ( ya da sadece yarım dünyaların bu sporu yaptığını zanederek ) amerikan futbolunu hafızadan çıkarmıştım.

Üniversite 3.sınıfa geçtiğim yaz, doktor olacak arkadaşım Ekin, ” Olum amerikan futbol takımına gel, kesin seçilirsin” lafı ve amerikan futbolunu övmesi üzerine dönem başında seçmelere girmeye karar verdim. Ben, Ekin ve iki arkadaşımızla beraber ( Ekin onları da kandırmış, bro, Mert ) tam gaz bir halde seçmelere girmeye, seçilmeye, ortalığın .mna koymaya yemin ettik ( çok abartı oldu ). Tüm yaz boyunca haftada 5 gün çift antrenman yaparak  hazırlandık seçmelere ( şaka, bi bok yaptığımız yok, anca yatmışızdır ).

Futbol takımı seçme vakitleri geldi, seçmelere girdik, eleme olacağını zannediyorduk ama olmadı. Amerikadan yeni gelen koç, eleme yapmadı. Onun yerine ağır sayılabilecek bir antrenmen programı hazırlamış ( böylece herkes devam edemeyecek ve eleme işleminin çoğu kendiliğinden hallolacaktı ). Pazartesi, çarşamba ve cuma günde çift antrenman; sabah 7.30-8.30 arası salonda ağırlık çalışması, aksamına da 2 saatlik hız, dayanıklılık çalışması ( daha sonra cumartesi falan da çagırmaya başladı, ağırmış lan hakketen ). Bir buçuk iki hafta kadar devam ettim antrenmanlara, amerikan futbolunu da sevdim hani. Receiver denilen mevki için olurum varmış, öle dediler.

Yeditepe Eagles, bizim üniversitenin takımı. Bir de İstanbul Cavaliers var, o da profesyonel ligdeki bir takım ki bizim okul takımının iyileri ve bazı diğer üniversitelerin de iyi oyuncuları o takımda da oynuyor. Yusuf dediğim arkadaşım Cavaliers’ın receiver’ı, harbiden hızlı ve sağlam oynuyo kerata. İçimden  geçiriyodum, Cavaliers’ın bir maçını izlerken ” Ulan yusuf dediği zaman girseydik amerikan futbolu dünyasına şimdi burda oynuyoduk kesin”. Profosyenel ligden üstü yok zaten Türkiye’de, en üst ligin iyi bir takımında oynuyo olacaktım. “Olsun, artık zamanla biz de oralara yükseliriz herhelde diye kendimi avutuyordum erken başlamadığım için duyduğum pişmanlığı örtbas etmek için.

Sonra ne mi oldu? Koç benim oyunumu beğenmiş ve beni Cavaliers’ın antrenmanlarına çağırdı. Beni receiver olarak deneyecekmiş. Bu akşam antrenmana gittim, cavaliers ile ilk antrenmanıma çıktım. Güzel ve olumlu geçti, ( kafama taktığım kaskın birazcık kafamı açıtmasının dışında, ilk kez taktığımdan olsa gerek ). Koç da beğendi galiba ki; Cavaliers ile antrenmanlara devam etmemi söyledi. Kısa sürede amerikan futbolu sporunda bu aşamaya geldik, sonumuz hayrola.

Yazı kategorisi: dakid misali | 4 Yorum »

Trenle Ankara’ya Gitmek

Yazan: aycanayhan Eylül 1, 2008

İstanbul’da okuyordu. Liseden çok yakın arkadaşlarının çoğunun Ankara’da olması onun için pek bir problem teşkil etmiyordu. Arkadaşlarından uzak ama mutluydu. Oysa ki liseden sonra hep beraber Ankara’daki okullardan birine gidecekler, hatta aynı eve çıkacaklardı. Sabah akşam hatunları lıpızlayacaklardı. Evde bulaşıkları kimin yıkayacağına, temizliği kimin yapacağına bile  karar vermişlerdi önceden. Ama ne olduysa, arkadaşları Ankara’ya gitmişken o İstanbul’a gitmişti.

Yarı yıl tatillerinin birinde Ankara’ya arkadaşlarının yanına gitmeye karar verdi. Yolculukları pek sevmezdi, özellikle de otobüs yolculuklarını. Kendine ait bir arabası da olmadığından trenle gitmeyi planladı. Cumhuriyet Express’inde öğrenci biletini aldı bir kaç gün önceden.

Yolculuk günü gelip çattığında eşyalarını hazırlayıp, hareket saatinden (14.25) önce garda oldu. Trene bindi. Yolculuk başlamıştı. Yolculuğu rahat geçiyodu, keyfi yerindeydi. Kulaklıklarını takmış, yüksek volümde geçiyodu şehirleri bir bir. Derken canını sıkan ilk olay patlak verdi. Bilet kontrolü yapan hosteslerden biri buna biletini sordu.  Biletini gösterdi. Hostes biletteki öğrenci yazısını okumuş olacak ki, öğrenci kimliğini göstermesini istedi. Bizimki öğrenci kimliğini gösterdi. Hostes öğrenci kimliğinde 2008 yılının bandrolünün olmadığını, kendisine ceza kesmek zorunda oldugu söyledi. Her ne kadar ufak çaplı itirazda bulunduysa da 10 YTL ceza ödemekten kurtulamadı. Zaten acımasız hostes elinde makbuz destesiyle ceza kese kese ilerledi. Trende onun gibi talebe olan daha cok insan vardı ve hiçbiri bandrol cezası yemekten kurtulamadı. TCDD’nin yolculuğun ocak ayında olmasını ve talebelerin kimliklerine 2008 bandrolünü henüz yapıştırmamış olmasını bir rant aracı olarak kullandığını düşündü. Kendisine kesilen 10 YTL cezanın cok olmasına değil ama TCDD’nin bu şekilde insanları sömürmesine cok sinirlendi. “ulan madem bandrol soruyosunuz, bilet satarken sorun deme bu boku, millet de ona göre alsın biletini. Öğrenci bandrolü yoksa 2.5 TYL daha fazla verip tam bilet alsın. Millet çakal olmuş a.k.” diye geçirdi aklından. Ama sinirlenmeye hiç niyeti yoktu. Zaten T.C. resmi kurumlarında işler tam tıkırında gitmezdi çoğu zaman, bunun bilincindeydi.

Cezanın üstüne soğuk bi su içtikten sonra müzik dinlemeye devam etti. Müzik dinlerken de aklından nerde inip neler yapacağını geçiriyordu. Ankara’ya kadar gitse gerisi kolaydı, onu alacaklardı gardan. Ama bir sorun vardı ki; trenin duraklarını tam olarak bilmiyordu. ” Duraklara geldiğimde sorarım” diye geçirdi aklından. Sonra uykuya daldı… Gözünü açtığında trenin duraklardan birinde durduğunu anladı. Tam uyanamamıştı aslında. Neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Ankara son durak mıydı, yoksa Ankara’dan sonra tren yoluna devam edecek miydi bilmiyordu. Daha önce arkadaşına nerde inmesi gerektiğini sorduğunda arkadaşı ona “trenin nerelerde durduğunu öğren, ona göre nerde ineceğini söylerim sana” demişti. Hemen dışarı baktı, Polatlı yazan tabelayı gördü. Hemen arkadaşını aradı ve Polatlı’da olduğunu söyledi. Arkadaşı sonraki durakları sormasını söyledi. “Tamam” dedi bizimki, sorup ondan sonra tekrar arayacaktı. Ama tren yolcularını indirmiş, kalkış pozisyonu almıştı adeta. Ceza kesen hostesi gördü ve trenin bundan sonra nerde duracağını sordu ve kritik cevabı aldı hostesten ; “daha durmaz” .

Hemen alelacele indi trenden ama nasıl bir iniş. Yerlerde yirmi santim kar, havada çok sert bir soğuk var, kendinden hiç emin olmayan acele bir iniş. İndiği yer, kendisiyle aynı trenden inen yolcuların dağılmasından sonra neredeyse kendinden başka hiç kimsenin kalmadığı bir durak, Polatlı durağı. İşte o an bir terslik olduğunu sezdi, Ankara bu kadar ıssız olamazdı. Hemen arkadaşını aradı ve arkadaşı ona bir minibüse veya dolmuşa binip Kızılay’a gelmesini söyledi. O ıssız duraktan biraz ilerde 3 kişi konusuyorlardı. “Dur şunlara sorim” diye geçirdi aklında. Adamlara yanaştı, Kızılay’a nasıl gidebileceğini sordu ve aldığı cevapla tekrardan sarsıldı: “Ankara Kızılay mı?”.

O an artık düşündü: ” Ulan artık nasıl biyerde indiysem, adam Ankara Kızılay mı diye soruyo, başka Kızılay da var demekki, bari doğru Kızılay’a gideyim “. Adamlara durumu anlattı. Adamlar Kızılay’a otobüsün bittiğini söylediler. Gece yarısı 12.00 de otobüs mü kalırdı hiç. Duraktaki bekleme yerinde bekçiyi buldu, bekçi ona: ” Yenim sen yanlış yerde inmişsin, niye sormadın ki, ama şanslısın bir tren daha var, bekle sen, ben seni bir sonraki trenle gönderiim “. Ayakları, elleri dondu adeta beklemekten. Bir sonraki trenin yolcuları da geliyordu durağa yavaş yavaş. Biraz rahatlama hissetti. Ama gözüne de bir otel kestirmişti bir oteli önceden her ihtimale karşı. Bizimki 1 saate yakın bekledi bir sonraki treni. Bindi ve yolculuğunun tamamladı.

Yediği para cezası ve indiği yerin inmesi gereken yer olmaması onu biraz sıkıntıya düşürmüştü, keyfini kaçırmıştı. Oysaki yolculuğa Ankara’ya gidip arkadaşlarıyla hoş vakit geçirme düşüncesinin verdiği keyifle başlamıştı. Nihayetinde Ankara’ya varıp arkadaşlarına kavuştuğunda keyfi tekrardan yerine gelmişti. Üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi hissetmişti. O Ankara gezisi mazisinde güzel bir yer edinmişti, yolculuk da öyle. Tekrar trenle yolculuk yapar mıydı, sonu böyle iyi bitecekse elbette yapardı.

Yazı kategorisi: dakid misali | 2 Yorum »

Java kodunu çalıştırılabilir jar dosyasına dönüştürme

Yazan: aycanayhan Ağustos 31, 2008

Jar dosyası Zip ve Rar dosyaları gibi, bilgileri sıkıştırmak için kullanılır. Bir veya birden fazla dosyayı sıkıştırıp, gerçek boyutundan daha az bir boyutta saklamamızda işe yarar. Burada Java kaynak kodunu Jar dosyasında sıkıştırmamızdaki amaç dosyayı sıkıstırarak, dosyanın boyutunu küçültmekten ziyade, çalıştırılabilir bir jar dosyası yaratarak, çalışır kodumuzu tek bir dosyada toplayıp, çift tıklandığında çalışabilir halde saklamaktır.

Çalıştırılabilir Jar dosyası yaratmak

İlk olarak bir text dosyası yaratmak gerekiyor. Bu text dosyasının içinde kodunuzdaki main metodunun hangi class içinde olduğu yazacak. Başka bir deyişle, Jar dosyası çalıştırıldığında hangi class ın içindeki main methodunun çalıştırılacağı belirlenecek.

Oluşturacağınız text dosyasının adı “main.txt” olsun ve çalıştırılacak main metodunu barındıran dosyanın adı “train.java” olsun.
main.txt dosyasının içi şöyle olmalı: 

Main-Class: train

Burada belirtmemiz gereken bir nokta var ki o da text dosyamızın ilk satırında “Main-Class: train” yazarken 2. satırı boş olmalı. yani text dosyası 2 satırdan oluşmalı ( 2 satırdan oluşmayınca sorun çıkıyor).
Text dosyasını oluşturduktan sonra şu komut ile jar dosyamızı oluşturabiliriz.

jar cmf main.txt example.jar *.class

*class ile tüm derlenmiş dosyaları Jar dosyasının içinde sıkıştırmış oluyoruz.
Artık kodunuz “example.jar” dosyasına sıkıştırıldı ve çalıştırılabilir tek dosya haline geldi. Çift tıklayarak kodunuzu çalıştırabilirsiniz.

Yazı kategorisi: java | Etiketler: , , , | » yorum bırak;